Home » Analizler » Fen, Felsefe ve İdeoloji

Fen, Felsefe ve İdeoloji

fen-felsefe-ideolojiVarlık aleminde en temel unsurlardan biri adalettir ve tüm insanların ortak bir paydası olan adalete herkes kanaat eder. Adalet, vicdanlarda rıza hissini uyandıran bir güzelliktir ve her güzellik gibi bir huzur ve haz kaynağıdır. Zıddı olan zulüm ise vicdanların itiraz ve isyanına sebep olan bir çirkinliktir ve her çirkinlik gibi bir huzursuzluk ve ızdırap kaynağıdır. Bu kişisel, toplumsal ve insanlık vicdanları için de böyledir. O yüzden bir hareketin adalete uygunluğu kişi, toplum ve insanlık vicdanındaki yansımasından belli olur -garaz ve menfaat hisleri ön plana çıkıp vicdan terazisini baskı altında tutmadığı sürece-. Adaletin genel bir tarifi ise yerli yerindeliktir; fıtrata, yani varoluş gayesine uygunluktur.

Kavramlarda adalet, her kavramın yerli yerinde kullanılması ve başka kavramların alanına tecavüz edilmemesidir. Aksi taktirde oluşan kavram kargaşası huzursuzluk yaratır ve haklı itirazlara yol açar. Kafa karışıklığının giderilmesi ve normalleşme için yapılması gereken ilk iş kavramların netleştirilmesidir. Türkçedeki bilim ile ilgili anlaşmazlıkların temel sebebi, aslında birbirinden çok farklı olan ve Osmanlı döneminde yerli yerinde kullanılan ‘fen’ ve ‘ilim’ kelimelerinin her ikisinin de ‘bilim’ olarak Türkçeleştirilmesidir (http://tdkterim.gov.tr/bts/). Sonraları ‘fen’ kelimesi Türkçede ‘fizik, kimya, matematik ve biyolojiye verilen ortak ad’ (http://www.tdk.org.tr/) olarak dar anlamda da kullanılmaya başlanmıştır. O yüzden  ‘fen’ ve ‘bilim’ (veya ilim) kelimelerinin evrensel (ve tarihsel) kullanımla uyumlu olarak yeniden net olarak tanımlanmalarına ihtiyaç vardır.

Farklı anlamlar yükleme gayretlerine ve zaman içinde oluşan bazı nüans farklarına rağmen, ‘bilim’ kelimesi esas olarak ‘ilim’ kelimesinin Türkçe karşılığıdır ve bu iki kelime eşanlamlı olarak yaygın bir şekilde birbirinin yerine kullanılmaktadır. İlim ve bilim kelimeleri, aynı genel anlama sahip olmalarına rağmen farklı çağrışımlar yapabilmektedir. İlim, varlıklara nüfuz eden ve evreni kuşatan yaygın bir ışığı hayale getirirken, bilim ve bilgi (malumat) kelimeleri, bilme merkezi olan akılda yansıyan pırıltıları çağrıştırır. Eş anlamlı kelimeleri, yaptıkları çağrışımları ve hayalde oluşturdukları imajları dikkate alarak yerli yerinde kullanma becerisi bir sanattır ve okuyan veya dinleyenler üzerinde derin bir etki bırakan parlak ifadeler Edebiyat biliminin sanat dalının ilgi alanına düşer. Sözlerin güzeli, anlamca doğru ve sanatça güzel olup, aklı tatmin ederken hisleri doyurandır. Yani sözde güzellik veya belagat, sanat ve hikmetin uyumlu birlikteliğinden doğar.

Ortaçağ avrupasında dini otorite aynı zamanda bilimin de patronu idi ve kilisenin tasvip etmediği hiç bir bilgi ‘doğru bilgi’ olamazdı, gözlemlere dayalı fen bilgisi olsa bile. Bilim üzerindeki bu tahakküm sonunda ‘bilimsel devrim’ olarak bilinen fen bilimlerinin dini otoriteden kopmasını netice verdi. Böylelikle fen bilimleri hırıstiyanlık ideolojinin tahakkümünden kurtulmuş oldu ve önyargısız olarak gelişebileceği bir zemine kavuştu. Ancak bu objektif zeminde fazla kalamadı ve bu sefer de materyalist ideolojinin tahakkümü altına girdi. Yani ifrattan kurtuldu, ancak haddi vasatta kalamayıp tefrite gitti. Sineğin ısırmasından kaçarken yılanın ağzına düştü ve fen bilimleri materyalist ideoloji ile yapışık ikizler gibi beraber servis edilmeye başlandı.

Bugün inançlı kesimi rahatsız eden durum aslında budur, yani fen biliminin inançsızlığı gerektirdiği ve fen bilimleri ile inancın bağdaşamayacaği önyargısıdır ve fenlerin inançsızlık zeminine koğuşlaşmış olmasıdır. Temel problem, fen bilimleri ile materayslist ideolojinin karışmış olmasıdır, bu problemin çözümü de fen bilimlerinin materyalist ideolojiden bir şekilde ayrıştırılmasıdır. Fen bilimlerini takrar inanç ile bütünleştirmeye kalkmak tefritten tekrar ifrata dönme teşebbüsü olur ve bu yaklaşım genel kabul görmez. Ancak fen bilimlerinin tüm ideolojilerden arındırılıp saflaştırılması ve fen bilimlerinden anlam çıkarmanın felsefeye bırakılması konusunda tüm insanlık mutabakat sağlayabilir ve doğru olanı da budur. Bu şekilde taşlar yerine oturmuş ve fen bilimlerine adalet edilmiş olur.

Fen bilimleri, mevcut doğru bilgilerle bağdaşıklık, gözlemlere uyumluluk, akla uygunluk ve mantıksal tutarlılık zemininde gelişimlerini sürdürürken, felsefe de doğası gereği bu bilgilerden en doğru anlamı çıkarma gayretine girer. Sonunda yeni bilgileri en iyi yorumlayan ve ondan en yüksek anlamları çıkaran yaklaşım, akıl ve vicdanlara hükmedecektir. En populer fen kitapları gözlem ve muhakemeden elde edilen bilgileri en doğru ve objektif şekilde yorumsuz olarak ortaya koyan kitaplar olurken ve inançlı-inançsız tüm insanlığa hitap ederken, en çok rağbet gören felsefe kitapları da bu bilgileri en güzel şekilde yorumlayıp, onlardan en güzel manaları çıkaran kitaplar olacaktır -Risale-i Nurlar gibi-. İkisini karıştırmaya kalkanlar ise – tuzlu yemekle tatlıları karıştırmak gibi – ağızda yavan bir tat bırakacak ve hiç bir kesime yaranamayacaktır. Tüm gayretleri de boşa gidecektir. O yüzden potansiyel yazarlar önce fen kitabı mı yoksa felsefe kitabı mı yazacağına karar vermeli ve eserlerini bu karar doğrultusunda vücuda getirmelidir.

İLİM ve FEN ÜZERİNE GENEL BİR ANALİZ

İlim, içten gelen bir anlayışımızın olduğu ve gördüğümüzde tanıdığımız, ancak tanımlamakta zorlandığımız şeylerden biridir. Çünkü ilim, ancak madde-dışı akıl gözü tarafından görünebilen madde-dışı bir ışıktır ve onu kelimelerle ihata etmek mümkün değildir. Biyolojik göz, bildiğimiz ışık vasıtasıyla varlıkların görünen yani dış yüzünü görür. Görmenin diğer bir şekli ise göz yerine akıl ile görmektir ve bu da maddi ışıkla ilgisi olmayan ilim ışığı ile olur. Fizik alemindeki ışık, varlıkların dış yüzünü ve fiziksel özelliklerini, ilim ışığı ise varlıkların iç yüzünü ve anlamını gösterir. İlmiyle etrafını aydınlatan kişilere ‘aydın’ (veya münevver) kişiler denir. İlim, akılda yansımasını bulan ve insanın düşünce alemini aydınlatan her şeydir.

İngilizce ve Fransızcada ‘science’ olarak ifade edilen ‘fen’ ise evrensel anlamda, bilimin gözlemlere dayalı olan kısmıdır. Yani fen bilimi (veya kısacası ‘fen’), bilimin gözlemlerle ilişkili olan bir alt sınıfıdır. O yüzden kaynağı gözlem olmayan bir bilgi fen bilgisi değildir; ama yine bilgidir -edebiyat, felsefe, din ve tarih gibi-.  Türkçede ‘bilim’ kelimesi ile genellikle ‘fen bilimleri’ kastedilir ve bu konuda taşlar yerine oturmadığı için bilimsellik tartışmaları çoğu kez anlaşmazlıkla sonuçlanır. Bu tür tartışmalara son vermek için ‘bilim’ ve ‘fen’ (veya ‘fen bilimi’) kavramlarının doğru bir şekilde konumlandırılmasına ihtiyaç vardır. Bir şeyin ‘bilimsel’ olup olmadığı tartışılırken genellikle tartışılan ‘fen bilimsel’liktir. Anlaşmazlık durumunda sorulması gereken ilk soru, ‘bilim’ ile kastedilenin fen-dışı ‘genel bilim’ mi yoksa ‘fen bilimi’ mi olduğudur. Her fen bilimi aynı zamanda bilimdir ve ondan bilim olarak bahsedilebilir; ama her bilim fen bilimi değildir.

Fen bilimi, evren hakkında sürekli olarak gözlem ve deneylere dayalı olarak sistematik bir tarzda bilgi edinme ve biriken bilgi kitlesini başkalarının deney veya muhakemeyle teyid veya tekzibine açık genel prensiplere indirgeme işlemi olarak tanımlanabilir. Fen bilimleri felsefeden çıkmıştır ve fiziksel evren hakkındaki araştırmalar ve evrenin nasıl çalıştığını anlama çalışmaları fen bilimlerinin bir dalı olan ‘doğa bilimleri’nin konusu olmuştur. Pozitif veya müsbet bilimler olarak da bilinen fen bilimleri, canlı ve cansız alemlerde gözlenen fenomenlerle ilgilenen bilim dallarından ibarettir. Fen bilimleri doğaları itibarıyla evrenseldir ve hepimiz aynı evreni paylaştığımız ve algıladığımız için tüm insanların ortak malıdır. ‘Fen bilimi’ (science) terimi bugünkü modern anlamını, 19. yüz yılda deneye dayalı bilimsel metodun gelişimiyle kazanmıştır. Bu evrensel tanıma göre matematik bir bilim dalı olmasına rağmen fen bilimi değildir. Aynı şey hukuk ve felsefe için de söylenebilir.

Fen bilimleri, doğa fenomenlerini araştıran ‘doğa bilimleri’ (eski adıyla ‘natural philosophy’ yani ‘doğal felsefe’) ile insan davranışları ve toplumları araştıran ‘sosyal bilimler’ (eski adıyla ‘moral philosophy yani ‘moral felsefe’) olarak iki geniş kategoriye ayrılabilir. Doğa bilimleri de fizik bilimleri (fizik, kimya, astronomi, vs), yer bilimleri (fiziki coğrafya, jeoloji, hidroloji, meteoroloji, vs) ve hayat bilimleri (biyoloji, zooloji, botanic, genetic, tıp, vs)’nden ibarettir. Sosyal bilimler; psikoloji, sosyoloji, antrepoloji ve ekonomiyi kapsar. Her dal birçok alt dallara ayrılmıştır (örneğin fizik; mekanik, optik, elektrik, parçacık fiziği, termodinamik, vs dallarına ayrılmıştır). Fizik ve kimya gibi esas olarak deney ve ölçümlere dayalı bilim dallarına ‘katı bilimler’ (hard sciences) denirken psikoloji ve sosyoloji gibi gibi ağırlıklı olarak istatistiğe dayalı bilim dallarına da ‘yumuşak bilimler’ (soft sciences) denir. Bir bilim dalının ‘fen bilimi’ kapsamına girmesi için temel kriter, bir şekilde gözlemlere ve mümkün olduğunca deneylere dayalı olmasıdır.

Sistematik olarak çalışılan sahalara da fen bilimi denmesi yaygındır. Fen bilimlerinin amacı, doğal fenomeni daha iyi anlamak ve izah etmek için bilgi edinmektir. Bu da varlıklara özelliklerini veren iç mekanizmalarının inceliklerini açığa çıkararak ve dolayısıyla perde arkasında doğal fenomeni idare eden görünmez makinaları dışa vurarak yapılır.

Fen bilgileri test edilebilir ve dolayısıyla yanlışlanabilir teori ve kanunlara indirgenir. Bilimsel metod (daha doğrusu ‘fen bilimsel metod’) şu unsurları içerir:

1) Deney ve gözlem yoluysa veri ve delil toplamak,

2) veri ve delilleri indirgeyerek bir hipotez formüle etmek,

3) hipotezi test etmek,

4) muhakeme ile tüm tutarsızlıkları gidermek ve

5) ilave deney ve muhakeme ile hipotezi doğrulamak. Bilimsel metodu kullanarak elde edilen bilgi birikimine de bilginin bir alt grubu olan ‘fen bilgisi’ denir.

Fiziki varlıklar için deney alanı, modern deney techizatı ve iyi eğitilmiş teknisyenlerle donatılmış modern laboratuvarlardır. Hipotezler, dikkatli ölçümlerden elde edilen veriler ışığında doğrulanır veya yanlışlanır. Sonrasında yanlışlanamamış bilgi ‘gerçek’ olarak kabul edilir ve yanlışlanmış bilgi de ‘gerçek-dışı’ olarak çöpe atılır. Burada belirleyici faktör, deneylerden elde edilen verilerdir. Bilimsel bilgi ve teoriler daha hassas deneylerden elde edilmiş yeni verilerle yanlışlanmaya açıktır. O yüzden doğa bilimleri ile sosyal bilimleri kapsayan fen bilimlerinde bile ‘mutlak doğruluk’ söz konusu değildir.

Gözleme dayalı araştırmalarda tüm evren bir gözlemevi olur. Psikoloji ve sosyoloji sahalarında yeni bilgi, sırasıyla bireylerin ve birey guruplarının davranışlarındaki ortak özellikleri dikkatle gözlemleyerek elde edilir. Tıp bilimi, sağlık ve tedaviyle ilgili bilgi edinilmesinde hem laboratuvar çalışmalarına hem de gözlemsel çalışmalara yer verir.

Fen bilimleri beş duyuyla algılanan gerçeklikle ilgilidir ve ‘nedir’ sorusuna cevap bulmaya çalışır. Test edilemiyen şeyler fen bilimlerinin ilgi sahasının dışındadır. Fen bilimlerinin amacı fiziki alemde meydana gelen olayların arkasında yatan fiziksel fenomeni anlamak, tanımlamak ve formüle etmek ve sonra da gelecekte benzer olayların nasıl oluşacağını önceden tahmin etmektir. Bir fenomen için gözlemler yoluyla yeterli bilgi edilince, fenomen tatminkar bir şekilde tanımlanamasa bile, gelecek için öngörüler ve genellemeler yapılabilir.

Bilginin öndegelen kaynakları beş duyuya dayalı gözlem ve deney (ki fen bilimlerinin kaynağıdır), akıl yürütme, yazılı veya sözlü bilgi iletimi, ilişkilendirme (association) ve sezgidir. O yüzden, bilgi edinme beş hisle beraber altıncı hissi (ilham) ve muhakeme mekanizmasını da devreye sokar. Bilgi edinme, insanlarda, içsel aydınlanma ve büyüyen bir farkındalık olarak kendini gösterir. Bilgi, görüş ve inançlardan farklılık arzeder. İnançlar bireysel önyargı içerir. Görüşler bireysel önyargı ile beraber şüphe de içerir. Bilgi, yüksek seviyede bir kesin doğruluk ihtiva eder ve bireysel önyargılardan ve şüphelerden uzaktır. O yüzden bilgi epistemolojide ‘makul doğru inanç’ olarak tanımlanır. Bilgi, aklın kabul ettiği ve vicdanın içsel olarak tasdik ettiği bir şeydir.

Bilimin gözleme dayalı kısmı, çok defa çıkarım ve genellemeler ile karıştırılır. Bunun sonucu olarak da bilim-dışı bilgiler bilim olarak sunulur. Karmaşıklıktan sakınmak için, fen bilimlerinin objektif bilgi ile ilintili olduğu ve ‘nedir’ sorusuyla ilgilendiği unutulmamalıdır. ’Bilimsel’ (scientific) bilgi gözlemlenebilir fenomene dayalıdır ve başkaları tarafından doğrulanmaya veya yanlışlanmaya açıktır. Fen bilimlerinin amacı, varlıkların ne olduğunu, muhakemeden süzülerek geçmiş beş duyuya dayanarak izah etmektir; ama bundan sonuç çıkarmamaktır. Beş duyu ile hissedilen kısma dayanarak araştırılan fenomenin hissedilmeyen kısmı hakkında çıkarılan sonuçlar ve yapılan genellemeler fen bilimi değil, felsefedir. (Yine de fen bilimi olan ile olmayan kısımlar arasındaki çizgi net değildir). O yüzden, doğru yapıldığı zaman, önyargısız tüm gözlemciler aynı şeyi gözlemleyeceği için fen bilimlerinde fikir birliği, tümevarımlar (genellemeler) çok kez kişisel önyargıları yansıttığı için de felsefede fikir ayrılığı vardır.saat

Fiziğin Evrimi (The Evolution of Physics)[1] adlı kitabında Albert Einstein görünen ve görünmeyen hakkında hiçbir zaman kesin bilgi elde edemeyeceğimizden ve dolayısıyla bilinen gerçeklerden hareketle mutlak gerçekliğe erişilemiyeceğini ifade eder: “Fiziksel kavramlar insan aklının eseridir ve pek öyle gibi görülmüyor olsa da dış dünyaca kesin hatlarla belirlenmiş değildir. Bizim gerçeği anlama gayretlerimiz, kapalı bir saatin mekanizmasını anlamaya çalışan bir adamın uğraşı gibidir. Adam saatin yüzünü ve hareket eden akrep ve yelkovanını görüyor ve hatta saatin tik taklarını işitiyor; ama saatin kapağını hiç bir şekilde açamıyor. Kişi eğer zeki ve hayal gücü kuvvetli biriyse, gözlemlediği her şeyin sebebi olan mekanizmanın bir resmini oluşturabilir. Ancak bu kişi zihninde oluşturduğu resmin, gözlemlerini açıklayacak tek resim olduğu konusunda asla kesin emin olamaz. Resmettiği mekanizma ile gerçek mekanizmayı hiç bir zaman karşılaştıramaz ve böyle bir karşılaştırmanın imkanını veya anlamını hayal edemez.” Gözlemlenen şeyde (saatin yüzü ve hareket eden parçaları) kesinlik ve birlik vardır, fakat gözlemlenemeyen kısımda (saati çalıştıran kapalı mekanizmada) belirsizlik ve görüş ayrılıkları vardır. O yüzden, gözleme dayalı doğa bilimlerinde, görülmeyen kısımlarla ilgili görüşler görünen kısımla ilgili gerçeklerle kolayca karıştırılabilir ve genellikle görüşler gerçeklerle birlikte paketlendikleri için gerçek olarak algılanabilir.

Bilimsel metod, gözlemlere ve dikkatli muhakemelere dayanır. Fen bilimleri duyularla algılanan şeyi akıl ve mantık zemininde analiz eder. Algı alanını aşan tümevarımlar fen bilimlerinin kapsamı dışındadadır. Canlı organizmaların değişik şartlar altında davranışlarını sistematik olarak incelemek fen bilimidir. Ancak dünyada hayatın nasıl başladığı hakkında, sınırlı gözlem ve akıl yürütmelere dayalı kurulan teoriler fen biliminden çok görüştür. O yüzden, hücre biyolojisi üzerine yazılı tüm kitapların birbiriyle uyumlu olması; ama hayatın kaynağı hakkında yaygın fikir ayrılıklarının olması sürpriz değildir.

Mevcut bilgilerle bağdaşıklık, gözlemlere uyumluluk, akla uygunluk ve mantıksal tutarlılık ortaya atılan tezlerin değerlendirilmesinde önemli ölçütlerdir. Mantıken tutarlı olma zorunluluğu, safsataları belirlemek ve onları ayıklamak için etkin bir mekanizma olarak görev yapar. Bu, fizik gibi doğa bilimlerinde bile, ‘düşünce deneyleri’ ile yaygın olarak yapılmaktadır. Düşünce deneylerinin kullanımı için motivasyon açıktır: Bu deneyler hızlı, düşük maliyetli, kurulması kolay (çünkü fizik alemi yerine hayal aleminde kuruluyor) ve bilhassa tezlerin çürütülmesinde son derece etkilidir. Deneysel çalışmalar çok zaman alıcı ve pahalı olduğu gibi, bazı fenomenler için (örneğin kara deliklerle ilgili olanlar) laburatuvarlarda gerçek deney tesisatlarının kurulması mümkün değildir. Albert Einstein fizikte gayet iyi tasarlanmış düşünce deneyleri konusunda haklı bir üne sahiptir.

Fiziki beden dışında, insan olma ile alakalı ve dünyayı anlama ve ondan bir anlam çıkarmaya yönelik akademik dallar, beşeri bilimlerin (humanities) sahası olarak bilinir. Sosyal bilimler, doğa bilimleri ve beşeri bilimler ile güzel sanatlar dışındaki sahaları kapsar ve doğa bilimleriyle beşeri bilimler arasında bir yerde konuşlanır. Sosyal bilimler; psikoloji, sosyoloji, felsefe, siyasal bilimler, tarih, insan coğrafyası, antropoloji, arkeoloji, ekonomi, uluslararası ilişkiler, hukuk ve kamu yönetimini kapsar. Bunlardan antropoloji, tarih ve hukuk, beşeri bilimler sınırında yer alır ve bazen de araştırma metodolojisine göre öyle kategorize edilir. Hem sosyal bilimler hem de beşeri bilimler, faydalılığı bazen açıkça görülebilen ama bazen de görülmeyen bilgi üretmek ve onu yaymak için vardırlar ve her iki bilim sahası da bilgi-tabanlı topluma geçişe katkı yaparlar. Bilgi toplumu, üretilen fen ve fen-dışı bilginin günlük hayatta yaygın olarak kullanıma girdiği ‘aydınlanmış’ bir toplumdur.

Beşeri bilimler, insanın bir insan olarak kendini tanımasına yardımcı olur ve olayların oluş sebeblerini anlama yerine olayları yorumlama becerileri kazandırmayı hedefler. Beşeri bilimler eğitimi, kültürü ve sanat anlayışı olan ve bizi çevreleyen dünyadan anlam çıkarmaya ve somut yorumlar yapmaya meyli olan dört başı mamur bireyler yetiştirmeyi amaçlar. O yüzden beşeri bilimler aynı zamanda ‘kültürel bilimler’ olarak da adlandırılır. Beşeri bilim ve sanat eğitimi insanların geniş bir perspektif, çok yönlü bir karekter, kendine has bir kişilik kazanmasına yardımcı olur ve kişisel gelişime ve ‘insan gibi insan’ olmaya ciddi katkı yapar.

Sosyal bilimler, bilimsel metodu uygulanabilirliği ölçüsünde kullanmaya gayret ederler; ama beşeri bilimlerin böyle bir derdi yoktur. Edebiyat (hikaye, şiir, tiyatro, vb) ve dil öğrenme genellikle beşeri bilimlerin parçası olarak kategorize edilir. Fakat dil bilimleri (linguistics) dillerle ilgili çalışmalarında bilimsel bir yaklaşım kullandığı için genellikle sosyal bilim olarak gruplanır. Felsefe ve din bilimleri sosyal olgulara (fenomen) bir izah getirmeye çalıştıkları sürece sosyal bilim olarak kategorize edilirler. Ancak vurgu, anlamaya ve kişisel gelişime döndüğü zaman beşeri bilim olarak sınıflandırılırlar.

‘Bilgelik sevgisi’ anlamına gelen ve ‘derinlemesine anlama’ ve ‘içsel aydınlanma’ anlamlarını çağrıştıran felsefe, mantıksal muhakeme yoluyla varlık hakkındaki gerçekleri araştırmayla ilgili bir bilim dalıdır. Böyle olunca, felsefe, araştırma metodu olarak temelde rasyonalizme ve dolayısıyla empirisizm yerine akıl yürütmeye dayanır. Felsefenin ilgilendiği konular deneysel çalışmalara pek uygun olmadığı için bu zaten beklenen bir şeydir. Felsefenin amacı varlıkların özdeğerlerini ve anlamlarını keşfetmek ve varlıkların oluşumları ve birbirleriyle olan ilişki ve etkileşimleri ile ilgili incelikleri ortaya çıkarmaktır. Felsefe perde arkasında olaylara hükmeden ve varlıkları karekterize eden temel kavram ve prensiplerle ilgilidir ve her bilim dalının kendisiyle ilgili temel kavram ve prensiplerini araştıran bir felsefesi vardır. Örneğin ‘Bilim Felsefesi’ (philosophy of science), fen bilimlerinin temelleri, sonuçları ve metodolojisiyle ilgilidir.

Sosyal bilimler çoğunlukla gözlemlere, deneylere ve toplanan verilerin istatistik analizine dayanır. Pozitif doğa bilimleri gibi, sosyal bilimler de araştırmalar esnasında metodik, mantıken tutarlı ve uyumlu bir yaklaşım kullanmalı ve diğer araştırmacıların eleştirel incelemelerine açık olmalıdır. Sosyal bilimler, sonunda mümkün olan en objektif metodu kullanarak sosyal fenomenleri ve onları üreten sosyal dinamikleri belirlemeyi ve anlamayı hedefler. Şu anlaşılmalıdır ki sosyal bilimlerin sahası karakter olarak doğa bilimlerinden farklıdır ve dolayısıyla sosyal bilimler doğa bilimlerinde kullanılan kriterlerle değerlendirilmemelidir. Bazı doğa ve hatta sosyal bilimciler, insan ve toplum davranışlarının karmaşıklığı, etki ve sonuç ilişkilerinde evrensellik ve kesinliğin olmayışı ve hassasiyetle kontrol edilebilen deneylere uygunsuzluğu yüzünden sosyal bilimlerin bir müsbet bilim dalı (science) olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmişlerdir. Gerçekten de molekül ve fiziksel cisimlerden farklı olarak, insanlar ve toplumlar, maruz kaldıkları aynı durumlara aynı şekilde tepki vermemektedirler. Ancak, yine de sosyal bilimler dikkatli gözlemlere ve mantıken tutarlı akli muhakemelere dayalıdır, yanlışlamaya açıktır ve faydalı bilgi üretiminde önemli bir rol oynamaktadır. O yüzden de genellikle müsbet bir bilim dalı (science) olarak kabul edilir.



[1] The Evolution of Physics, Albert Einstein & Leopold Infeld, 1938, Edited by C.P. Snow, Cambridge University Press. (Reprint: 1967, Touchstone. ISBN 0-6712-0156-5).

Prof. Dr. Yunus ÇENGEL

Diğer Yazılar